Geleceğin Büyük Yazarı

 Bir çaycının bahçesinde oturuyordu. Ucuz plastik masalara eşlik eden plastik sandalyeler, duvarlarda solmuş yeşilçam tiradları, köşede duran teneke bir çay ocağı ve paslanmış metal küllük onun için çaycıya konmuştu ama o bu detayların farkında değildi. Şu anda bir çaycıda oturuyor olduğundan başka hiçbir şeyin farkında değildi. Çünkü Sait Faik’in kitabında yazdığı mahalle ve köy kahvelerini düşünüyordu. Zaten buraya da o yüzden gelmişti. Yaşadığını yazan yazarların aksine o yazılanları yaşamanın peşindeydi henüz.

Çayçının, çayı sertçe önüne vurmasıyla düşüncelerinden irkilerek sıyrıldı. Çaycı, dükkâna girdiği ilk andan beri uyuz olmuştu ona. Kambur duruşu, ikide bir kafasını kaldırıp insanları süzmesi ve kaygılı, alelacele hareketleri çaycıyı sinir etmişti. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp öfkeyle kısılı gözlerini çaycınınkilere killitledi. Ona bir ömürmüş gibi gelen ama yalnızca birkaç saniye süren gergin bir bakışmaydı. Sessizliği çaycı bozdu:

-Hayırdır, bir problem mi var?

Yazarımızın zamanında okuduğu, satırlarca tasvir edilen şiddet tabloları gözünün önüne geldi bir anlığına. Kinyas’ın Afrika’da karnına bıçak soktuğu adamlar, Henry Chinaski’nin bar kavgaları, Alex ve üç arkadaşının Billyboy’a ve çetesine nasıl kan kusturduğu… Bütün bunları okurken o şiddeti damarlarında hissetmişti. Özenmişti, işin doğrusu. Böyle bir sahneyi canlandırabileceği bir fırsat bekliyordu günlerdir!

-Yok abi

Sesinde hafif bir titreme vardı.

-Hey Allah'ım! Nelerle uğraşıyoruz ya?

Çaycı söylene söylene çay ocağına yöneldi. Yazarımızın birkaç gün aklından çıkmayacak olan bu olay, o sırada çaycıda oturan diğer müşterilerin dikkatini çekmedi. Dolayısıyla yazarımızın öfkeden titrediğini de kimse fark etmedi. Titreyen eliyle sıkıca kavramıştı çay bardağını. Gözlerini duvardaki lekeye dikmiş, hayalinde çaycının boğazını kesiyordu. Önüne sertçe konan bardakla çaycının yüzüne derin yaralar açtığını hayal etti. Rahatladı biraz. Masada duran paketten bir sigara çekti, yaktı. Birkaç derin nefes çektikten sonra arkasına yaslandı. O an kitaplarını ne kadar özlediğini fark etti. Kitapları, bardağı önüne sertçe koymuyordu ya da ona sesini yükseltmiyordu. Dış dünyayı ne kadar sevmese de yine de bir gün yazar olabilmesi için yazması gerekiyordu ve yazması için de yaşaması gerekiyordu. Sigarasını metal küllüğün çentiğine sıkıştırıp çantasından not defterini ve kurşun kalemini çıkarttı. Düşündü, ne yazabilirdi? Kafasını kaldırıp etrafını süzmeye başladı. Buna ‘’gözlem yapmak’’ deniyordu. Mekânda yalnızca üç masanın dolu olduğunu gördü. Gözlemleye karar verdiği ilk masa, hemen önündeki masaydı, kırklı yaşlarda iki adam oturuyordu. Onlara kulak kesildi:

-Abicim gözünü seveyim yapma! Yolsuzluk yaptığı belgelerle, delillerle ispatlı olmasa nasıl hapse atsınlar?

-Ya bıraksana sen! Şimdiye kadar hiç mi kanunsuz iş yapılmadı bu ülkede? Asıl sen yapma! Bu kadar saf olma.

-Ya geçeceksin o işleri! İspatı olmasa içeride tutamazlar. Bak ne diyorum? Tut-a-maz-lar! Bu kadar basit!

İlgi çekici bir şey yoktu. Gözlerini cam kenarındaki diğer masaya kaydırdı. Bir çift oturuyordu. El ele tutuşmuş, birbirlerinin gözlerine bakıyorlardı. Sıkıcıydı. Geriye bir tek köşedeki masa kalmıştı. Liseli olduklarını tahmin ettiği, ikisi tavla oynayan dört çocuk oturuyordu. Ne konuştuklarını oturduğu yerden duyamasa da ara ara attıkları kahkahaları duyabiliyordu. Biraz izledi oyunlarını ama orda da iş yoktu. Mecburen kendi iç dünyasına yöneldi.

Az önceki çaycı meselesini düşündü. Önce yoğun bir stres, sonra da bütün midesinin ve kalbinin yandığını duyumsadı. Pek tabii gündelik hayatıyla ilgili muhtelif problemler de aklına gelmeye başlıyordu. Nefes almakta zorlandığını hissetti. Biraz düşündükten sonra bunu yazmaya karar verdi: “Aldığı nefes boğazını yakıyordu.” diye yazdı deftere. Keyiflendi, güzel bir cümle yazmıştı. Özgün değildi ama en azından lisedeki edebiyat hocasını etkilemesine yeterdi. Kendini, boğazını gerçekten yakacak bir nefesle ödüllendirmek için küllükteki sigarasına uzandığında sigaranın yarısının çoktan kül hâline gelmiş olduğunu gördü. Harçlıklarını biriktirerek babasından gizli aldığı sigarasının boşa gittiğine üzülemeyecek kadar keyifliydi o an. Süngerine vurduğu bir fiskeyle yıktı külden köprüyü. Sigarasını derin bir nefes çekmek için dudaklarına götürdü ama içine çekmeyi abartınca öksürük krizine girdi. O anda liseli çocuklarla göz göze geldi, kendisiyle içten içe dalga geçtiklerini zannetti. Öksürüğünü dindirmesi için çaya uzandı, soğumuştu. Yine de içti ama midesi bulandı çayın soğukluğundan. Kafasını kaldırıp etrafına baktığında liseli çocukların kendi muhabbetlerine döndüğünü, çiftin kalktığını ve siyaset tartışanların birbirlerine hayat pahalılığından dert yakındıklarını gördü. “İleride ben de böyle mi olacağım?” diye sordu kendine. Sıradan bir hayat yaşamanın düşüncesiyle tüyleri ürperdi. İçten içe büyük bir yazar olacağına inanıyordu. Sınıftaki hoşlandığı kızı ve yarınki matematik sınavını düşündü. İlk dönem sınavdan zayıf aldığında hissettiği utancı hatırladı. Yazı yazma hevesi bir anda kaçtı. “Neyse ya, eve gideyim de ders çalışayım. Nasıl olsa yarın yazmaya çalışırım bir şeyler, henüz vakit bol” diye geçirdi içinden. Sıklıkla yaptığı gibi ileride büyük bir yazar olacağı günleri hayal etti. İmza günlerinde insanların sorularını entelektüel bir biçimde yanıtladığını, hayranlarının kendisiyle sohbet etmek için sıraya girdiklerini hayal etti. Kadın okurlarının Bukowski’ye gönderdiği cinsellik dolu mektupları düşünürken sırıttı. Elindeki sigarayı kül tablasına bastırırken “Büyük bir yazar olmak için sabırsızlanıyorum!” diye içinden geçirdi. Sigarayı tamamen söndürmek için iyice ezdi başını ama yine de tablaya bıraktığı izmarit kesik kesik dumanlar soluyordu çaycının tavanına. Ama o bunun farkında değildi, hayalinde büyük bir yazar olmakla meşguldü. Ne tabladaki sigaranın hâlâ yanarak nefes aldığının ne de hiçbir zaman gerçek bir yazar olamayacağının farkında değildi. Kasaya yaklaşıp “Ben bir çay içtim abi” dedi elini cüzdanına atarken.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yara izleri alıyorum! - Bir korku ve gerilim hikâyesi denemesi

Nice Senelere