Geleceğin Büyük Yazarı
Bir çaycının bahçesinde oturuyordu. Ucuz plastik masalara eşlik eden plastik sandalyeler, duvarlarda solmuş yeşilçam tiradları, köşede duran teneke bir çay ocağı ve paslanmış metal küllük onun için çaycıya konmuştu ama o bu detayların farkında değildi. Şu anda bir çaycıda oturuyor olduğundan başka hiçbir şeyin farkında değildi. Çünkü Sait Faik’in kitabında yazdığı mahalle ve köy kahvelerini düşünüyordu. Zaten buraya da o yüzden gelmişti. Yaşadığını yazan yazarların aksine o yazılanları yaşamanın peşindeydi henüz. Çayçının, çayı sertçe önüne vurmasıyla düşüncelerinden irkilerek sıyrıldı. Çaycı, dükkâna girdiği ilk andan beri uyuz olmuştu ona. Kambur duruşu, ikide bir kafasını kaldırıp insanları süzmesi ve kaygılı, alelacele hareketleri çaycıyı sinir etmişti. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp öfkeyle kısılı gözlerini çaycınınkilere killitledi. Ona bir ömürmüş gibi gelen ama yalnızca birkaç saniye süren gergin bir bakışmaydı. Sessizliği çaycı bozdu: -Hayırdır, bir problem mi var?...