Kayıtlar

Geleceğin Büyük Yazarı

 Bir çaycının bahçesinde oturuyordu. Ucuz plastik masalara eşlik eden plastik sandalyeler, duvarlarda solmuş yeşilçam tiradları, köşede duran teneke bir çay ocağı ve paslanmış metal küllük onun için çaycıya konmuştu ama o bu detayların farkında değildi. Şu anda bir çaycıda oturuyor olduğundan başka hiçbir şeyin farkında değildi. Çünkü Sait Faik’in kitabında yazdığı mahalle ve köy kahvelerini düşünüyordu. Zaten buraya da o yüzden gelmişti. Yaşadığını yazan yazarların aksine o yazılanları yaşamanın peşindeydi henüz. Çayçının, çayı sertçe önüne vurmasıyla düşüncelerinden irkilerek sıyrıldı. Çaycı, dükkâna girdiği ilk andan beri uyuz olmuştu ona. Kambur duruşu, ikide bir kafasını kaldırıp insanları süzmesi ve kaygılı, alelacele hareketleri çaycıyı sinir etmişti. Ani bir hareketle kafasını kaldırıp öfkeyle kısılı gözlerini çaycınınkilere killitledi. Ona bir ömürmüş gibi gelen ama yalnızca birkaç saniye süren gergin bir bakışmaydı. Sessizliği çaycı bozdu: -Hayırdır, bir problem mi var?...

Nice Senelere

  “100 yaşına kadar yaşamak istiyorum.” dedim, yüzüme doğrultulan silahın namlusuyla göz göze gelmemeye çalışarak. -Ha? -Tam yüzüncü yaşımda öleceğim. Güldü. -Kaç yaşındasın? -Saat kaç? -On ikiye on var -On dakika sonra yirmi yaşında olacağım -Doğum günün mü? Şaşırmıştı. -Evet -Kutlu olsun -Eyvallah Yüzüne hafif bir tebessüm yerleştirmişti ama silahın namlusu hâlâ bana bakıyordu. Gözlerimin sağ elindeki tabancaya takılı kaldığını fark edince hoyratça bir kahkaha attı ve silahı beline yerleştirdi. -Neyse, sürprizi bozmayalım! “Kısmet, abi!” dedim omuz silkerek. Zira ellerim oturduğum sandalyenin arkasına bağlı olduğu için başka bir şey yapamıyordum. Samet Abi’yle daha öncesinde birkaç iş yapmıştık, normalde beni severdi. Ama benden çok daha fazla sevdiği bir ‘’abi’’sine yüklü miktarda borcum vardı ve bu tarz adamlar, rakamlar belli bir haneye ulaştıktan sonra babalarını bile tanımazlardı. Zaten babasını tanıyanların genelde sigortalı işleri olurdu. Önümüzdeki on dakikanın on yıl gi...